Türk Kahvesi ve Antep Baklavası
2025 yılı bitiyor. Basın Tarihi Treni de 2013 yılını terk edecek… Acaba aramızdan kaçımız 12 yıl önceyi, 2013 yılının son ayını derli toplu anımsıyor? Tam bir tarihsel dönemeç, büyük bir siyasal kırılma ayıydı.
2025 yılı bitiyor. Basın Tarihi Treni de 2013 yılını terk edecek… Acaba aramızdan kaçımız 12 yıl önceyi, 2013 yılının son ayını derli toplu anımsıyor? Tam bir tarihsel dönemeç, büyük bir siyasal kırılma ayıydı.
Birkaç zamandır, yakında “Yüksek Güvenlikli Notlar” başlığıyla yayınlanacak olan Silivri günlüklerinin son rötuşlarıyla uğraşıyorum.
Basın Tarihi’nin izinde dolanırken 24 Kasım 2013’teki Milliyet Gazetesi’nin manşetindeki simit resmini görmesem konu buralara gelmeyecekti.
Türk basın tarihi yazılırken ekonomik gelişmelere göz atmak aslında bize ülkenin en temel sorunlarından birini gösterir. Ekonomi haberleri aradan yıllar geçse de hep aynıdır. Yıllar boyunca hep aynı problemlerin yaşanması da değişmeyen ekonomik yapıdan dolayıdır. Temeldeki üretim biçimi değişmedikçe de hep öyle kalacaktır.
Pazartesi günü Mustafa Kemal Atatürk’ün 87. Ölüm yıldönümüydü. İki hafta önce de Cumhuriyet’in 102. Yıldönümü geride kaldı. Bir yüzyıl sonra halimiz ortada: baskı ve fakirlik. “Muassır medeniyetin” çok gerilerindeyiz.
“Terörsüz Türkiye” girişimi ister istemez hepimize 2013-2015 yılları arasında yaşadığımız “Çözüm Sürecini” anımsatıyor. Basın Tarihi için 2013 yılını bir kez daha topluca gözden geçirirken “özel sektörün AB konusundaki ihtisas kuruluşu” olan İktisadi Kalkınma Vakfı’ın “2013 Yılında neler oldu?” başlıklı bir raporuna rastladım.
“Bu haftayı, iki gün dışında Londra’da geçirdim...Kişi başına gelir ne kadar biliyor musunuz? 32 bin dolar. İngiltere, vatandaşlarının yaşam kalitesi açısından dünyada ilk ona giriyor. Zengin ve özgürler. İnsanını mutlu kılan bu ülkede rejim ne? Cumhuriyet değil… Krallık. Resmi adıyla söylersek ‘Büyük Britanya Birleşik Krallığı’...”
Le Soir, Belçika’da Fransızca yayınlanan etkili ve popüler bir günlük gazete. 1887 yılından beri yayınlanmakta olan Le Soir, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya Belçika’yı işgal edince 18 Mayıs 1940’ta yayın hayatına son verme kararı aldı. Bazı gazeteler ise direnebilmek için yer altına çekildi.
Yakın zamanlara kadar yazdığı “Herkese Bilim ve Teknoloji” yazılarıyla bizleri dünyadaki gelişmelerden haberdar eden, şimdi de kendi tarassut kulesinden 21.Yüzyılın dinamiklerini yakından izleyen değerli dostum Edip Emil Öymen, bu Cuma beni Le Figaro Gazetesi’nin ilk sayfasından haberdar etti. 15 Ocak 1826’da kurulan gazete sürmanşetten okurlarına birkaç ay sonra 200. Yıldönümünü kutlayacağını müjdeliyordu.
Türkiye’nin iç ve dış siyasetinin odağında bulunan Suriye birkaç gündür ilginç bir “seçim” deneyimi yaşıyor.
Yeni Şafak Gazetesi, koca koca harflerle sekiz sütuna “Demokrasiye yüksek standart” manşeti atmış. Manşet altında 3 satırlık uzun bir açıklama: “Başbakan’ın ‘Türkiye’nin ulaştığı seviyenin tezahürü’ diye nitelediği demokratikleşme paketi sokaktan devlet dairelerine, siyasi partilerden okullara, günlük hayattan özel hayata daha çok özgürlük getirecek. Yapılacak 28 değişiklikle Türkiye ileriye bir adım daha atacak.” Tarih 1 Ekim 2013.
Bir önceki “Yapay Zekaya Trump Damgası” başlıklı yazıda 21. yüzyılın en belirleyici teknolojisi olan yapay zekaya Trump yönetiminin damga vurma çabalarından söz etmiştim.
Orta sınıflar dünyanın bel kemiğidir. Zafiyete uğrarsa dünya da yamulur. Bu nedenle ‘orta sınıf’ kavramı yerküreyi okumakta önemli pusulalarımdan biridir… Ayrıca orta sınıfları günbegün eriyen bir ülkenin de tecrübeli vatandaşıyım. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı faaliyet gösteren “Yeni Ekonomi ve Toplum Merkezi”nin geçenlerde yayınladığı “Dünya, tüm olumsuzluklara rağmen orta sınıfın egemenliğine nasıl ulaştı?” başlıklı makale, yayınlandığı günden beri masamın üzerinde duruyor.
Sanata bakma sebebimiz hayatı daha iyi görmek değil artık, sanata hayata hiç görmeyelim diye bakıyoruz. Mümkünse hiçbir yüzleşmeye dahil edilmemek istiyoruz. Yaşamı ölüm kadar hareketsiz kılmayı arzuluyoruz. Yan gözle baktığımız eğlenceliklerimiz dönsün dursun yeter.
Birisi dilek sorsa… Ömrünü bu ülke daha iyi olsun diye geçirmiş biri olarak, “yaşananlardan ders alan bir toplum” olmayı dilerdim. 2025 Hıdrellez’inde tuttuğunuz dileklerin kabul olmasını umarım.
SDG, devletin 1961’den bu yana kullanılan resmî adı “Suriye Arap Cumhuriyeti”nden “Arap” kelimesinin çıkarılmasını, etnik çeşitliliğe vurgu yapılmasını ve tamamen silah bırakmama hakkını korumak istiyor. Ahmet El Şara bu taleplere tepki gösteriyor, Ankara da bu taleplere fena sinirleniyor
Baba Evi’nden haberler bu kez elli yıllık bir zamana yayılan büyük bir parantezi tarıyor. Sevincimin ve mutluluğumun tek buruk yanı babamın hayatta olmaması… Başlattığı bu yarenliğin son haline o da şahit olaydı.
17 Eylül 2013… 17 Eylül 2025… 12 Yıl önceki 17 Eylül Salı’ya geliyormuş, bugün Çarşamba… Basın Tarihi’nin peşinde koşmasam tam 12 yıl önceki 17 Eylül günü gazete manşetlerinde düşürdüğümüz Suriye helikopterinin yer aldığını muhtemelen anımsamayacaktım. Eğitim-öğrenim yılının bir gün önce açıldığını da… Acaba 12 yıl önce ilkokula başlayanlar ya da liseyi bitirenler şimdi ne durumdalar? Gençlerin neredeyse dörtte birinin hem okumadığını hem de çalışmadığını bilince insan bu sorunun cevabını daha fazla merak ediyor.
Olağanüstü karanlık bir dönemin olağanüstü şahidi olan ve hukuksal zulme karşı yüksek ve özverili bir çaba harcayan P24’e çok teşekkür ediyorum. Basın Tarihi ve Silivri Notları o döneme tanıklığımı oluşturdu. P24 Blog kapanıyor. Ama Basın Tarihi devam edecek.
Dağıldıkları dört ayrı ülkede “demokratik toplumların” oluşmasıyla çözülecek Kürt Sorunu… Batı’daki insan odaklı örgütlenmenin Orta-Doğu’ya taşınması. Bunun gerçekleşmesi sadece Ortadoğu’yu değil, bütün dünyayı etkiler.
18 Mart’tan bu yana, İtalyan gazete bayilerinde, Il Foglio’nun her nüshasının yanında tuhaf bir ek yer almaya başladı. Orada her sabah yayınlanan yirmi makalenin hiçbirinin yazarı yok. Hepsinin başında ‘Yapay zekâ ile oluşturulmuş metin’ ifadesi yer alıyor.